T.C. KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI ÇORUM İL KÜLTÜR VE TURİZM MÜDÜRLÜĞÜ

Cami Külliye Medrese ve Türbeler

Ulucami (Murad-ı Rabi Camii)

Caminin ilk defa Selçuklu Sultanı III. Alaattin Keykubat zamanında, onun azatlı kölesi Hayrettin tarafından yaptırıldığı değerlendirilmektedir. Cami, bugünkü halini geçirdiği büyük onarımlar sonucu almıştır. II. Beyazıt zamanında 1446 tarihinde meydana gelen büyük depremde harap olmuş, Mimar Sinan tarafından onarılmıştır. Bu onarım Mimar Sinan’ın Teskiret-i Enbiye isimli kitabında da geçmekte olup, kitapta “Çorum’da Alaaddin Cami’ni müceddeden tamir ve inşaa ettiği” yazılıdır. III. Murat zamanında cami “Sultan Muradi Salis Cami" diye anılmaya başlamıştır. IV. Murat, Erivan Seferine giderken Çorum-Boğacık Köyünde konaklamış, cami bu dönemde tekrar tamir ettirilerek etrafına medreseler ve akarat yaptırılmıştır. Cami bu zamanda Sultan Muradı Rabi Cami olarak adlandırılarak Evkaf Dairesi kayıt ve sicillerine bu adla geçmiştir. 1790 yılındaki depremde tekrar harap olan cami, Çapanoğlu oğlu Abdülfettah Bey tarafından 1810 yılında ahşap, tek kubbeli olarak tamir edilmiş, bugünkü görünümünü almıştır. Caminin son cemaat yeri ve üst katı II. Meşrutiyetin ilanından sonra yapılmış, doğu tarafa minare ilave edilmiştir.

Ulucaminin abanoz ağacından yapılan minberi, kitabelerine göre 1306 tarihinde Davutoğlu Ahmed’in emri ile Ankaralı sanatçılar Abdullah oğlu Davut ve Ebubekir oğlu Muhammed tarafından yapılmıştır. Bazı onarımlar görmüş olan minber orjinalliğini büyük ölçüde korumuş olup sanat tarihi açısından önemlidir.

 

  • ulu cami_corum013.jpg..
  • ulu cami_corum014.jpg..
  • ulu cami_corum003.jpg..
  • ulu cami_corum004.jpg..
  • ulu cami_corum005.jpg..

Han Cami (Gülabibey Cami, Ömer Neftçi Cami)

Çorum Gülabibey Mahallesinde yer alan cami, Gülabibey Cami, Han Cami, Ömer Neftçi Cami olarak üç şekilde isimlendirilmektedir. Erken Osmanlı Dönemine tarihlenen cami, Çorum Beylerinden Gülabibey tarafından yaptırılmış, 1579 yılında onarım görmüştür. 

Caminin son cemaat revakının orta bölümündeki kapının üstünde yer alan “Han Camii 0310” şeklindeki kitabenin buraya büyük bir ihtimalle Ömer Nehci Efendi tarafından yaptırılan onarımda konulmuş olduğu sanılmaktadır. Dikdörtgen planlı cami, tek kubbeli harim ile kuzeyindeki üç kemer gözlü son cemaat yerinden oluşmaktadır. Son cemaat yeri üç kemer gözlü olup, orta bölümü aynalı tonozla, iki yan kısım ise kubbe ile örtülüdür. Son cemaat yerinden basık kemerli, iki kanatlı ahşap bir kapı ile kare planlı harime geçilmektedir. Harim büyük bir kubbe ile örtülü olup, kubbeye sivri kemerli tromplarla geçilmektedir. Yapının alt pencereleri taş söveli, düz atkılı, dikdörtgen şekilli, demir korkuluklu, üst pencereler dikdörtgen şekilli, yuvarlak kemerli ahşap şebekelidir. Minare harimin kuzeybatı köşesinde yer almakta olup, kaidesinde malzeme olarak düzgün olmayan iri kesme taşlarla birlikte devşirme malzeme, diğer bölümlerinde tuğla kullanılmıştır. Papuç ile gövdenin başlangıcındaki bilezik taştan olup, külahla örtülüdür.

 

Hıdırlık Cami Türbe ve Haziresi

İl Merkezinde, Hıdırlık Tepesinde yer almaktadır. Hz. Peygamberin yakın arkadaşlarından ve ona hizmet edenlerden Suheybi Rumi’ye saygı nişanesi olarak Hıdıroğlu Hayrettin tarafından yaptırılan ilk caminin yapım tarihi bilinmemektedir. Eski caminin yerine Beşiktaş Muhafızı olan Yedi Sekiz Hasan Paşa’nın cami, türbe ve zaviyenin durumunu Sultan II. Abdülhamit’e bildirmesi üzerine onun emir ve yardımları ile yapılmıştır. Camide üç kitabe bulunmakta olup, birincisi güney cephede mihrabın üstünde yer alan üst pencerenin iç şebekesinin alt bölümündeki Arapça “ Sene 1307” yazılı kitabe, ikincisi son cemaat yerinden harime açılan kapının doğusunda yer alan “Hıdırlık Cami 1307 (1889)” şeklindeki Türkçe kitabe, üçüncüsü ise minber tahtının korkuluğunda yer alan dört satır halindeki Sene 1308/1890 tarihli minberin ve ustanın kitabesidir.

Cami, kıbleye dikey olarak uzanan dikdörtgen bir plana sahip olup, batısında Suheyb-i Rumi ve Ubeyd Gazi’nin sandukaları bulunan bir türbe yer almaktadır. Son Cemaat yerine doğu cephedeki merdivenler çıkılmaktadır. Buradan harime etrafı mermer kaplı, dikdörtgen formlu, basık kemerli iki kanatlı ahşap bir kapıdan geçilmektedir. Dikdörtgen planlı harim, kuzeydeki mahfile kadar büyük bir bağdadi kubbe ile örtülmüştür. Caminin pencereleri yuvarlak kemerli olup, alt pencereler 

demir şebekeli, üst pencereler ise alçı şebekelidir. Yapı malzemesi olarak sarı kesme taş, moloz taş ve tuğla kullanılmıştır. Harimin kuzeydoğu köşesinde yer alan minarenin kaidesi, şerefe kısmı kesme taştan, gövdesi tuğladan yuvarlak formlu olarak yapılmıştır. Caminin içinde yer alan türbede Suheybi Rumi ve Ubeyd Gazi; Caminin batısında bahçe içinde yer alan türbede Elhac Yusuf-u Bahri, bu türbenin batı bitişiğinde yer alan türbede ise Kerebi Gazi yatmaktadır. Kerebi Gazi Türbesinde ayrıca Nakşibendî Tarikatından Hacı Salih Efendi ve eşraftan Zarif Efendi’nin mezarları da bulunmaktadır. Cami etrafında yer alan mezar ve türbelerle bir hazire özelliği taşımaktadır.

Kubbeli Cami

İlimiz merkez Çepni Mahallesi'nde yer almaktadır. 1697-1784 yılları arasında Kubbeli Mescid olarak anılan, 1784 yılında minber konularak camiye çevrilen yapının yerine 1921-1922 yıllarında bugünkü cami inşa edilmiştir. Son cemaat yeri ise 1938 yılında yapılmıştır. Caminin harime açılan kapısı üzerinde Sene 1340 Kameriye (1921-1922) tarihli kitabe vardır. Cami, büyük tek kubbeli, kare planlı harim ve harimin kuzeyinde üç küçük kubbeli mahfil ile kuzeydeki yamuk planlı son cemaat mahallinden oluşmaktadır. Son cemaat yeri ile doğu cephelerden girilen harim büyük bir kubbe ile örtülüdür. Kubbeye geçiş yuvarlak kemerli tromplarla sağlanmaktadır. Kubbede bitkisel motifli bir göbek vardır. Caminin alt pencereleri dikdörtgen biçimli, sivri kemerli, demir parmaklıklı, üst pencereler ise dikdörtgen biçimli sivri kemerli alçı şebekelidir. İnşa malzemesi olarak sarı renkte kesme kum taşı kullanılmıştır. Minare, kuzeydoğu köşede yer almakta olup, kesme sarı taşından yapılmış, çokgen gövdeli, tek şerefelidir.



Çakır Cami

Çepni Mahallesi, Kubbeli I. Sokak'ta yer alan, 19yy. ortalarına doğru yapıldığı düşünülen caminin doğu duvarında tamir tarihini gösteren Çakır Cami 1950 yazılı Türkçe bir levha asılıdır. Cami, kare planlı bir harim ve harimin kuzeyindeki üç tarafı kapalı son cemaat yerinden oluşmaktadır. İki kanatlı ahşap kapı ile son cemaat yerine girilmekte, buradan düz atkılı bir kapı harim kısmına geçilmektedir. Harim, düz ahşap tavanla örtülü olup, göbekli tavan doğu-batı yönüne doğru belirli aralıklarla uzanan uzun ve ince çıtakari dikdörtgenlerle süslenmiştir. Caminin doğu, batı ve güney cephedeki alt pencereleri düz atkılı dikdörtgen biçimli, üst pencereler ise içeriden sivri kemerli vitraylı, dışarıdan yuvarlak kemerli alçı şebekelidir. Yapı, taş temel üzerine ahşap karkas tekniğinde inşa edilmiştir. Son cemaat yerinin batısında ahşap minaresi bulunmaktadır. Minare gövdesi ahşap çıtalarla çokgen şeklinde düzenlenmiş, gövdenin üst tarafında bir bilezik bulunmakta olup, külahla örtülüdür. Caminin örtüsü kırma çatı olup, alafranga kiremit ile örtülüdür.

Kale Cami

İlimiz merkez Kale Mahallesi, Kaleiçi Mevkiinde yer alan cami, Osmanlı Dönemine ait olup, inşa kitabesi bulunmamaktadır. Batı duvarında üstte bulunan pencerelerden birinde 1217 tarihli onarım kitabesi mevcuttur. Kareye yakın bir plana sahip, kıbleye paralel uzanan tek sahınlı bir cami olup, harim kısmı, kuzeyde sonradan eklenmiş son cemaat yeri ve balkon minareden ibarettir. Harim doğu,batı ve kuzey olmak üzere üç taraftan mahfillerle çevrilmiştir. Camiye yuvarlak kemerli ahşap bir kapı ile girilmektedir. Tavanda sade bir göbek kısmı bulunmaktadır. Üst kat pencereleri sivri kemerli olup içerden vitraylı dışarıdan alçı şebekelidir. Alttaki pencereler dikdörtgen şekilli, düz atkılı dışarıdan ahşap şebekelidir. Düz ahşap tavanlı harim, dışarıdan oluklu tuğla ile kaplı kırma çatıyla örtülmüştür. Camide yapı malzemesi olarak alt kısımda taş, üst kısımda kerpiç ve ahşap kullanılmıştır.



Velipaşa (Abdülbaki Paşa) Cami

İlimiz merkez Gülabibey Mahallesi, Velipaşa Caddesi'nde yer alan İnşa kitabesi olmayan caminin kuzey cephesindeki son cemaat yerine açılan kapının üzerinde “Abdülbaki Paşa Camii 1060/1650” yazılı bir levha bulunmakta olup, caminin 17.yy’ın ilk çeyreğinde yapıldığı düşünülmektedir. Yapı, mihraba tek sahın halinde yatay olarak uzanan dikdörtgen planlı harim ve harimin kuzeybatısındaki bir oda ve kuzeydoğusundaki son cemaat yeri ile birlikte kareye yakın bir plan göstermektedir. Son cemaat yerine kuzey cepheden düz atkılı, çift kanatlı demir kapıyla, buradan da çift kanatlı ahşap kapı ile alt mahfil olarak düzenlenmiş kısma ve harime geçilmektedir. Kareye yakın dikdörtgen planlı harim kısmı düz ahşap tavanlı olup, dışardan kırma çatılıdır. Caminin alt pencereleri düz atkılı, dikdörtgen biçimli, demir korkuluklu, üst pencereler sivri kemerli, alçı şebekelidir. Yapı, taş temel üzerine ahşap karkas tekniğinde inşa edilmiştir. Caminin minaresi ahşap olup, çokgen gövdeli, tek şerefelidir. 

Kunduzhan Cami (Tabak Cami)

İlimiz merkez Kunduzhan Mahallesi, Tabak 2.Sokak No:15'te Osmanlı Dönemine tarihlenen caminin inşa kitabesi olmayıp, kuzey cephedeki giriş kapısının üzerinde H.1284 tarihli onarım kitabesi mevcuttur.Cami, tek sahınlı, mihraba dikey uzanan dikdörtgen planlı harim ve harimin kuzeyindeki son cemaat yerinden oluşmaktadır. Son cemaat yerine ahşap camekanlı bir kapı ile girilmektedir. Buradan harime yine ahşap camekanlı bir kapı girilmekte olup,harim ahşap düz tavanla örtülmüştür. Göbekli düz ahşap tavanı çıtakari baklava dilimi motifleri ile süslenmiştir. Caminin pencereleri dışardan dikdörtgen şekilli, ahşap korkulukludur. Harimin kuzeyi ile son cemaat yerinin üst bölümü mahfil olarak düzenlenmiştir. Cami kırma çatılı olup, çatı dört cephede de pahlı geniş saçaklıdır. Yapı, taş temel üzerine ahşap karkas tekniğinde inşa edilmiştir. Son cemaat yerinin batı bitişinde yer alan minare ahşaptan yapılmıştır.Çıtalarla çokgen şekil verilmiş, gövdenin şerefeye yakın bölümünde bir bilezik bulunmaktadır. Minare piramidal bir külahla örtülüdür.

Üçköy Cami

İl merkezine bağlı Üçköy Köyü, Köy içi Mevkii'nde bulunan cami, Osmanlı Devri dini mimari örneklerinden biri olup,camide yer alan mermer kitabeden H.1315 (M. 1897) yılında Ali Paşa tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Dikdörtgen planlı camide temel ve duvarlar moloz taş, duvar köşeleri kesme taştır. İbadet mekanı dört ahşap sütun üzerine oturan ahşap kubbe ile örtülüdür. Kubbenin ortasında rozet ve lale motifleri bulunmaktadır. Kubbenin dört tarafı ahşap tavanla çevrilmiş, dikdörtgen tablalar halinde olup baklava dilimli motiflidir. Mihrap tarafında göbek kısmı yapılmıştır. Üzeri kırma çatılı ve alaturka kiremitle örtülüdür. Taş şerefeli bir minaresi vardır.

İskilip Ulu Cami

Geç Osmanlı dönemine tarihlenen ve Çorum Ulu Camii örnek alınarak 1839 yılında yapılan caminin içi kufi yazılarla süslenmiştir. Taştan yapılmış minare daha önce yapılan camiden kalmıştır.




İskilip Şeyh Muhiddin Yavsi Cami

İskilip’in en eski camisidir. Kanuni Sultan Süleyman devrinde şeyhülislamlığa kadar yükselen EBUSS’UD Efendi tarafından, babası Şeyh Yavsi adına 16. yy.’ın ortalarında yaptırılmıştır. Cami, EBUSS’UD Efendi’ye ait 1569 tarihli vakfiyeye göre köprü, bedesten, mektep ve handan oluşan külliyenin bir parçası niteliğindedir. Ancak, bugün külliyeden eser kalmamıştır. Cami ters "T" planlı zaviyeli camilere benzemekte olup güneydoğusunda Şeyh Yavsi'nin Türbesi yer almaktadır.




İskilip Yivlik Akşemseddin Hz. Cami ve Türbesi

İstanbul’un manevi fatihi ve Fatih Sultan Mehmet Han’ın hocası Akşemseddin Hazretleri’nin hayat serüveni Şam’da Başladı. Yedi yaşındayken ailesi ile Amasya’ya göçtüler. Küçük yaştan itibaren dini ilimlerin yanısıra tıp, astronomi, biyoloji ve matematik alanlarında kendini yetiştirdi. Yaşadığı dönemi aşan tedavi metodları uyguladı. Tarihte mikroorganizmalardan, mikroplardan ve hastalıkların insandan insana mikroplarla bulaştığından bahseden ilk insandır. İskilip, Evlik Köyü’nde bulunan bu camiyi Akşemseddin’in oğlu yaptırmıştır. XV. yüzyıla tarihlenen çivi kullanılmadan yapılan camii yaklaşık 600 yıllıktır. Kare planlı olup, üzeri sonradan ahşap bir çatı ile örtülmüştür. Yanında taş kaide üzerine yuvarlak gövdeli minaresi eklenmiştir. 



Kargı Oğuz Köyü Cami

16.yy’ın ilk çeyreğine tarihlenen cami köyün ismiyle anılmaktadır. Cami, dikdörtgene yakın planlı esas mekan ile son cemaat mahallinden oluşmaktadır.

Kargı Örencik Köyü Cami


Kargı İlçesi Örencik Köyü'nde bulunan Osmanlı Dönemi yapımı camiidir. Günümüzde halen hizmet vermektedir.


Mecitözü Elvançelebi Zaviye Ve Türbesi

Mecitözü İlçesi Elvançelebi Beldesinde bulunan Elvançelebi Cami ve Türbesi geniş bir bahçe içinde, birbirine bitişik ve kaynaşmış üç unsurdan meydana gelmektedir. Yapı, orta kubbe ve şadırvanı, yan eyvanları ile tipik Türk yapısı özelliklerini göstermektedir. 1555 yılında üstü ahşap ve topraktan olan cami bölümü Türk sanatında barok etkilerin görülmesi ile 1750'den sonra büyük ölçüde onarım görerek şimdiki tavan kaplaması yapılmıştır. İnce ahşap direklere oturtulmuş, barok profilli kemerlere sahip mahfili vardır. Kemerler ve tavanlardaki kalem işleri 18. yy sonu 19. yy başlarına tarihlenmektedir. Yapının cami kısmındaki kitabeden 1282-3, türbe üzerindeki kitabeden ise 1307 tarihleri çıkarılmıştır. Günümüzde cami olarak kullanılmaktadır.

Yeni Cami

Alaca İlçesi Çorum Caddesi'nde bulunan Geç Osmanlı Dönemine tarihlenen cami, Ardahan göçmenlerinden Şeyh Efendi tarafından H.1311 (M. 1893) yılında yaptırılmıştır. Dikdörtgen planlı camide yapı malzemesi olarak kesme taş kullanılmış olup, taş araları derzlidir. Camiye taş söveli, yuvarlak kemerli ahşap kanatlı bir kapı ile girilmektedir. İbadet ve son cemaat yerinden oluşan camide ibadet mekanı dört sütun üzerine tromplar vasıtasıyla oturtulmuş tek merkezi kubbe ile örtülüdür. Kubbenin dört tarafı ahşap tavanla çevrilidir. Mihrabı alçıdandır. Minberde, batı cephede ve minarede (H.1317) kitabeler vardır.

Evci Köyü Cami

Alaca İlçesi Evci Köyü'nde yer alan Osmanlı Dönemine tarihlenen cami, kare planlı olup, beden duvarları moloz taştan köşe dönüşleri ise kesme taştan inşa edilmiştir. Girişi kuzeyden sağlanan caminin ön kısmında daha sonra eklenti yapılan son cemaat yeri vardır. Kuzeydoğu köşede yer alan minare tuğladan inşa edilmiş olup, tek şerefelidir.

Osmancık İmaret Cami

Osmancık’ da bulunan bu cami 1431 tarihinde II. Murat’ın başvezirlerinden Koca Mehmet Paşa tarafından imaret olarak yaptırılmıştır. Erken Osmanlı Dönemi karakteristik yapılarından zaviyeli camilerin planını yansıtmaktadır.



Osmancık Akşemseddin Cami

Sarp bir kayalık üzerinde bulunan kalenin kuzeybatı eteklerinde yer alan küçük bir camidir. Yapım tarihi olarak 1410 yılına işaret edilmektedir. Eski Osmancık Medresesinin bir bölümü olduğu bilinmektedir. Osmanlı Dönemine tarihlenen cami ters “T” planlı, geniş avluludur. Osmancık Akşemseddin Cami Osmanlı Kuruluş Dönemine ait bir eser olma özelliği ve kendine has mimarisi ile şirin bir ibadet mekânıdır.



Hacıhamza Sinan Paşa Cami

Hicri 912 (M.1506/07) yılında yapılmıştır. 1943 yılına kadar çeşitli tamiratlar yapılmıştır. Bu tarihte meydana gelen depremde büyük hasar görmesi nedeni ile camii yıktırılmıştır. Yapı tarzı olarak Oğuz Köyü Cami'ne benzediği kaynaklarda belirtilmektedir. Caminin batısında bulunan tarihi minare taş örgülü olup tek şerefelidir. Şerefe altı mukarnaslı, konik gövdelidir.


Koyunbaba Türbesi

Osmancık İlçe merkezinde bulunan ve Osmanlı padişahlarından Sultan II. Beyazıt zamanında 1469 tarihinde yaptırılan türbe, yüksekçe bir tepe üzerinde kurulmuştur. Peygamber efendimizin torunu Hz. Hüseyin'in 7. Oğlu Ali Rıza'nın oğlu olduğu rivayet edilmektedir. Asıl adı Seyyid Ali olan Koyun Baba, Horasan'da doğmuştur. Kerbelayı ziyaret etmiş oradan hacca gitmiş, hacdan dönüşte Anadoluya gelmiştir.  Evliya Çelebiye göre Hacı Bektaşi Veli'nin halifelerindendir.  Daha sonra Bursa'da Abdullah adında zengin bir kişiye koyunların ikiz kuzularından bir tanesini ücret olarak almak üzere çoban durmuştur. Kuzuların sayısı 40 olunca Bursa'dan ayrılarak Osmancık'a gelerek yerleşmiştir. Zaman zaman koyun gibi melediği için "Koyunbaba" ismi ile anıldığı söylenmektedir. Hakkında halk arasında birçok kerametleri anlatılan Koyun Baba'nın mezarı vasiyeti üzerinde İlçenin kuzeyinde bir tepe üzerine yapılmıştır. II.Beyazıt tarafından mezarına bir türbe ve yanına aşevi ile mescit yaptırılmıştır. Evliya Çelebi Seyahatnamesinde türbe alanında cami, yemekhane, ziyafet odası, konuk evleri olduğunu belirtmiş ise de günümüzde türbe dışındaki yapıların bugün temelleri kalmıştır. Türbenin çift kanatlı, derin oyma tekniği ile işlenmiş ahşap kapısı bugün Çorum Müzesi’nde korunmaktadır. Türbe 1989 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edilmiştir.

  • koyun baba_corum001 (1).jpg..
  • koyun baba_corum001 (2).jpg..

İskilipli Atıf Hoca Türbesi

Atıf Hoca, 1876 yılında İskilip'in Tophane köyünde doğmuştur. Annesi Mekke-i Mükerremeden göç etmiş Ben-i Hattap aşiretinden, Arap dedenin torunlarından Nazlı hanımdır. Altı aylıkken öksüz kalan Mehmed Atıf, dedesi Hasan Kethüda efendinin himayesinde yetişmiştir. İlk tahsilini köyde yaptıktan sonra 1893'te İstanbul'a gelip medrese tahsili yapmış,1902'de icazet alarak Darü'l-fünunun ilahiyat Fakültesine girmiştir. 1903 te fakülteyi bitirip Fatih Camii'nde Ders-i Amm olarak kürsüye çıkmıştır..  31 Mart Vak'ası'ndan sonra Sinop'a sürülmüş, sonrasında Sungurlu'ya gönderilmiş, nihayet yanlışlık olduğu söylenerek serbest bırakılmıştır.

Yunanlılar İzmir'e çıktığında ilk tepkiyi, kurduğu 'Teal-i İslam Cemiyeti' vasıtası ile yapmıştır. Daha sonra  çeşitli entrikalarla Teal-i İslam Cemiyeti’nin adı kullanılarak Anadolu’da işgallere karşı direnişe geçen milislere karşı hazırlanarak uçaklarla atılan fetva nedeniyle ihanetle suçlandıysa da; bu fetvaya karşı Atıf Hoca, 23 Teşrin-i Evvel (Ekim) 1920 Vakit Gazetesi‘ne bir tekzib yazısı göndererek, memleketin işgali sırasında böyle bir fetvanın yanlış olduğunu söylemiş ve bu fetvayı benimsemediğini ve imza koymadığını söylemiştir. Şapka devriminden önce Müslümanları amel ve iman bütünlüğüne davet için yazdığı Frenk Mukallitliği ve Şapka Risalesi nedeni ile 26 Ocak 1926’da İstiklal Mahkemesinde yargılanmıştır. Mahkeme Atıf Hoca'yı önce üç yıl hapse mahkum ettiyse de daha sonra idama mahkum edilmiş ve bir hafta sonra Ankara Samanpazarı meydanında asılmıştır.  Ailesi de dahil olmak üzere kimsenin haberi olmadan Atıf Hoca'nın naaşı bilinmeyen bir yere götürülmüş ve gömülmüştür.  Âtıf Hoca'nın kabri, uzun gayretler sonunda 2004 yılında bulunmuş ve İskilip'te yapılan yeni mezarına taşınmıştır. 

  • atıf hoca iskilip_corum015.jpg..



Hüseyin Gazi Külliyesi

Alaca İlçesinin 3 km. güneyinde yer alan yapı kompleksi medrese, türbe, aşevi, misafirhane, çeşme ve havuzdan oluşmaktadır.Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne ait iken önceki yıllarda şahsa satılan yapı kompleksi 13yy.‘a tarihlendirilmektedir.(Yapı kompleksinin medresesi Medrese bölümünde, türbesi ise Türbe bölümünde anlatılmıştır.) Günümüzde yapı kompleksinin çevresi, mal sahibi tarafından etrafı duvar ve tellerle çevrilmiştir. Hüseyin Gazi Külliyesi medrese, medresenin girişindeki aşevi, medresenin doğusunda türbe, medresenin kuzeyinde havuz, avlunun kuzeyinde çeşme ve kompleksin kuzeydoğusunda bugün depo olarak kullanılan misafirhane yapısından oluşmaktadır.

Hüseyin Gazi Medresesi

Alaca İlçesinin 3 km. güneyinde bulunan medrese pek az tanınan fakat orijinal bir mimari düzen göstermesi bakımından son derece ilginç bir yapıdır. Kitabesi olmadığı için yapım tarihi belli olmayan ancak mimari özellikleri göz önüne alınarak 13.yy‘a tarihlenen yapı çevresindeki yapılarla birlikte bir külliye görünümü vermektedir. Birbirine geçme iki bölüm halinde düzenlenmiş olan yapı kompleksine doğudaki beyaz ve siyah mermerden yapılmış portalla giriş sağlanmaktadır. Sanat tarihi açısından oldukça önemli olan ve basit bir bordürün çerçevelediği portalın kapı nişi derin ve kemeri altı sıra stalaktit dolguludur. Altta üzerinde yazı bulunmayan levha ile levhanın iki yanında iki oymalı kabara yer almaktadır. 13.yy. ortalarına tarihlenen bu Selçuklu portalından giriş holüne geçilmektedir. Dikdörtgen planlı holün kuzeyinde iki kademeli olarak dışarıya çıkıntı yapan bir kanat mevcuttur. Kuzey duvarında bulunan ocak yeri bu mekanın yapı kompleksine ait aşevi olduğunu göstermektedir. Giriş holünün batı duvarında kesme taştan örülmüş, kemerli basit bir kapı ile avluya geçilmektedir. Giriş kapısıyla avlu arasında bir eyvan ve avlu ile eyvanın yanlarında odaların bulunduğu mevcut olan duvar kalıntılarından anlaşılmaktadır. Avlunun güneyinde ise ana eyvan ile eyvanın batısında bir oda, doğusunda türbe yer almaktadır. Sonradan yapılan tadilatlarla ana eyvanın güney duvarına kapı açılarak, bu bölüme geçiş sağlanmıştır.

Hüseyin Gazi Türbesi

Hüseyin Gazi yapı kompleksi içinde bugün iyi durumda bulunan türbe, avlunun güneydoğusunda yer almakta olup, türbenin kapısı avlu tarafında avluya 45 derecelik bir açı yapar şekilde tertiplenmiştir. Türbe dikdörtgen planlı, çapraz tonoz örtülüdür. Dışardan görülen kubbe yalancı olup, sonradan yapılmış olması muhtemeldir. İnşa malzemesi olarak alt kısımlarda taş, üst kısımlara doğru az da olsa tuğla kullanılmıştır. Tuğla ve taş araları horasan harçlıdır. Türbeye yuvarlak kemerli, taş çerçeveli üzeri işlemeli ahşap bir kapı ile giriş sağlanmaktadır. Kapı kemeri üzerinde renkli mermerden yapılmış 12 köşeli yıldız motifi ile kapı üzerinde yine mermerden 4 sıra yazı bulunan kitabe bulunmaktadır. Türbenin duvarlarının iç yüzeyleri tatlı kireç sıvalı olup, üzerinde Allah, Muhammed ve halifelerin isimleri yazılıdır. Duvarların üst kısmında her duvarda bir adet olmak üzere toplam 4-adet pencere yer almaktadır. Pencereler içten dışa doğru daralarak dikdörtgen çerçeveli küçük birer mazgal pencereyle dışa açılmaktadır. Pencerelerin ikisi üzerinde içinde 5 köşeli yıldız motifi bulunan niş kısmı yer almaktadır. Çapraz tonoz ile örtülü olan türbenin tonozunda iç içe dairevi çizgilerden meydana gelen koyu mavi zemin üzerine beyaz çiçek motifli bir göbek kısmı bulunmaktadır. Türbenin içinde bir adet mezar yer almakta olup, mezarın baş kısmında 12 dilimli sarıklı mermerden bir mezar taşı mevcuttur. Baş taşının ön yüzünde 8 sıra araları cetvelli eski yazı kitabe, arka tarafında ise taban üzerinde kalp şeklinde mermer bir kurna bulunmaktadır.


Kalehisar Medresesi ( Behramşah Medresesi)

Mahmudiye Köyünün 2-3 km. güneyinde Kaletepe Mevkii denilen alanda yer alan medrese buradaki külliyenin bir parçasıdır. Yapım tarihi belli olmayan yapı, mimari özellikleri bakımından bir Selçuklu yapısı olduğunu göstermektedir. İki eyvanlı tipte, moloz taşla inşa edilen medrese kuzey-güney doğrultusunda kareye yakın bir planda yapılmıştır. Uzun giriş eyvanından üstü açık avluya geçilmektedir. Giriş eyvanının her iki yanında birer dershane odası, giriş ekseninde mihrap nişli ana eyvan ve her iki yanında birer oda yer almaktadır. Avlunun her iki tarafında avluya açılan üçer oda bulunmaktadır. Avluda üzeri tonozlu revak kalıntıları görülmektedir. Yapının portalına ait hiçbir iz kalmamıştır.

Kalehisar Külliyesi (Behramşah Külliyesi)

Alaca İlçesi'nin 20 km, Alacahöyük Örenyeri'nin 6 km kuzeyinde yükselen Kalehisar, antik dönemden beri yerleşim olarak kullanılan tarihi bir mekan. 40 km mesafedeki Hattuşa tepelerinden bile görülebilen kalenin doruklarında Frig ve Bizans, eteklerinde ise Selçuklu yerleşimlerine rastlanır. Zirve noktasında Frig Dönemi'ne ait kalıntıların yer aldığı ihtişamlı yapının aşağısındaki düzlükte, Selçuklu Devrine tarihlenen Behramşah Külliyesi medrese, hamam, türbe ve handan oluşan tarihi kalıntılar moloz taştan inşa edilmişlerdir. (Külliyenin medresesi Medrese Bölümünde anlatılmıştır.) Külliyenin hamamı medresenin güneydoğusunda kalmaktadır. Kareye yakın planlı yapının bazı duvarları temele kadar yıkılmıştır. Han külliyenin batısında yer almakta olup, yalnız temelleri kalmıştır. Külliyeye ait türbe yapısı ise kuzeyde yer almaktadır. Kare planlı türbenin bugün bir kemer parçası kalmıştır.